Top Social

Image Slider

adnan hoca'nın seks tuzakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan hoca'nın seks tuzakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Adnan'ın kızlarından Didem Ürer, Sabetayist ÜRER ailesinin bir ferdi mi?



Bu resimde gördüğünüz mezar taşları, Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı olarak bilinen Sabetayist hainlerin mezarlığı… Bu kabristanda sadece birkaç metrekarelik küçücük alan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne ait. Diğer mezarların tamamı Sabetayistlerin kontrolünde. Mezarlıklar hiç de İslam-Müslüman mezarlığı gibi değil. Kadın erkek her mevtanın mezar taşlarında resimleri mevcut. Kadınların hepsinin başları açık. Mezar taşları Masonik, Kabalist işaret ve sembollerle dolu. Daha önceki pek çok yayınlarımızda konu edip ispat da ettiğimiz gibi burası bizim içimizde bizden gözüken, yani Müslüman ve Türk gözüken avdetilerin/dönmelerin/sabetayislerin mezarlığı…

Ve… Bu mezarlıktaki mezar taşları incelendiğinde meydana çıkan başka bir önemli gerçek var; mevtaların isim ve soy isimlerinde -er, -ar, -men, -man-, -ül, -gen, -gan gibi ekler mana ve ses itibari ile İbranice’ye benzetmek gayreti ile sık olarak kullanılmış. Bu şekilde üretilmiş örneğin gürbüz-er, yaman-er, berk-er, er-berk, ür-er, berk-men, berk-man, berk-soy, ül-man, gür-man, büyük-üstün, büyük-bayrak, büyük-soy, yalçın-dağ, yüce-soy ve benzeri isim ve soy isimleri bir bu hainlerin mezarlığında, bir de vatan haini Adnan Oktar’ın sözde cemaatinde mevcut…

Adnan Oktar ve HAİN kripto Yahudi çetesi, CIA ile doğrudan bağlantılılar ve hala komplo kuruyorlar

Adnan Oktar ve HAİN kripto Yahudi çetesi, CIA ile doğrudan bağlantılılar ve hala komplo kuruyorlar
Adnan Oktar ve HAİN kripto Yahudi çetesi, CIA ile doğrudan bağlantılılar ve hala komplo kuruyorlar


 “Adnan Hoca”cı olarak bilinen Ayşegül Hûma Babuna ve Aylin Atmaca’nın, Silivri’de tutuklu Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk hakkında açtıkları “hakaret ve iftira” davasına Ankara’da devam edildi. Bu duruşmada da Mahkeme Başkanı, avukatlar ve izleyiciler arasında birbirinden ilginç diyaloglar yaşandı.
Emekli Albay Levent Göktaş Ergenekon’dan tutuklandı. Kısa bir süre sonra da Göktaş’ın avukatlığını yapan Serdar Öztürk bürosunda “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın ıslak imzalı belgesi bulunduğu iddiasıyla Silivri’ye kondu. Mahkemedeki savunmasında Öztürk, Ayşegül Hûma Babuna ve Aylin Atmaca isimli kadınların bürosuna gelmesinden sonra bu komploya maruz kaldığını anlattı.
AHMET GÜNDEL AVUKATI
Her iki isim de Öztürk hakkında “iftira ve hakaret” davası açtı. Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 26 Eylül’de yapılan ilk duruşmaya, Babuna ve Atmaca katılmadı. 29 Ocak’taki duruşmada sadece Babuna hazır bulundu. Babuna ve Atmaca’nın avukatlığını üstlenen ismin emekli savcı Ahmet Gündel olduğu görüldü. Öztürk’ün avukatı Demet Reçber o duruşmada mahkemeden aldıkları Babuna ile Serdar Öztürk arasındaki telefon kayıtlarını dinletmek istedi. Ancak Gündel, “Bunların yasal olup, olmadığını bilmiyoruz” diyerek, kayıtların dinletilmesini engelledi.    
Dünkü duruşmaya ise Aylin Atmaca katılırken, ses kayıtlarının muhatabı Babuna gelmeyince merakla beklenen telefon konuşmaları bir kez daha dinletilemedi. Avukat Ahmet Gündel bu defa da, “Ses kayıtları Serdar Öztürk’ün dinlenmesi kararı açısından yasal olabilir, ama müvekillerim açısından yasal değildir, tesadüfen elde edilmiş delil niteliğindedir” diyerek, kayıtların dinletilmesine yine karşı çıktı. Gündel, Öztürk’e komplo veya bürosunda “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın bulunması konularının bu mahkemenin değil, Silivri’deki 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin işi olduğunu da öne sürdü. 
TARAF’TAN DUYDUK
Gündel, Öztürk’ün avukatı Demet Reçber’in, Aylin Atmaca’ya sorular sormasını da engellemeye çalıştı. Ancak Mahkeme Başkanı Avni Mis’in devreye girmesi üzerine Atmaca soruların bir kısmını cevapladı. Reçber, cevaplardaki çelişkilere dikkat çekerek, bunların tutanaklara geçirilmesini istedi.
Aylin Atmaca savunmasında, Öztürk için “Akıl sağlığıyla ilgili problemi olabilir” ifadesini kullandı. Atmaca, Öztürk’ün tutuklanmasından sonra arayan yardımcısı Avukat Demet Reçber’in kendilerini büroya davet ettiğini, ancak televizyonlarda Öztürk’ün bürosunda “İrticayla Mücadele Eylem Planı” bulunduğu için tutuklandığını duyunca, gitmediklerini de anlattı.   
Bunun üzerine Avukat Reçber, Öztürk’ün bürosunda sözkonusu belgenin bulunduğunu kendilerinin de ilk kez 12 Haziran’da Taraf Gazetesi’nde yayınlanan haberle öğrendiklerini belirterek, Aylin Atmaca’yı bu tarihten önce aradığını vurguladı.
SİLİVRİ’YE DE DÜŞÜLSE
Reçber, Aylin Atmaca’nın telefon görüşmeleriyle ilgili Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen iki kayıt arasında farklılık olduğuna dikkat çekerek, “16 Ekim tarihli belgede 25 kayıt, 9 Ocak tarihli belgede 4 kayıt görünüyor. Acaba TİB’te tanıdığı mı var? Bu kayıtlar böyle nasıl azaldı?” diye sordu.
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Avni Mis, “Tanıdığı olsa bile hiç söyler mi?” karşılığını verdi.
Duruşmada, Mahkeme Başkanı Mis ile izleyiciler arasında bol bol Silivri sohbeti de oldu. Kalabalık izleyici grubunu gören Başkan Mis, “Silivri’yle buranın yolu karıştırılıyor galiba. Bu ekip Silivri’ye de gidiyor mu?” diye sordu. Bir ara “Bu duruşmanın üzerine düşüldüğü, buradakiyle ilgilenildiği kadar Silivri’nin de üzerine düşülse ya!..” dedi. İzleyicilerden birisinin izin isteyerek, duruşmadan ayrılması üzerine, “Demin mahkememizi methediyordun, şimdi bırakıp gidiyorsun, beğenmedin mi?” esprisini yapan Başkan Mis’in, avukatların 13. Ağır Ceza Mahkemesi ifadelerini tutanaklara, “Silivri” olarak geçirmesi de dikkat çekti.
Bir sonraki duruşma 10 Nisan’a ertelendi.
Müyesser Yıldız
Odatv.com 
27.02.2013 15:08

********


Yeniçağ gazetesinden Sabahattin Önkibar yazdı:

“Kısa bir süre önceydi.  Sekreterim Bilun, emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’nın yeğeni olduğunu söyleyen birinin randevu istediğini söyledi.

Hasan Kundakçı’yı tanımadığım için talebi önemsemedim ve bakarız deyip geçiştirdim.
Sekreterim ertesi gün aynı kişinin tekrar aradığını ve çok önemli bir mesajla, belge getireceğini söyleyerek randevu talebini yineledi. 

Adnan Oktar’ın müritleri
Bilgi ve belge denince, gazetecilik merakı ya, yarın öğleden sonra gelsin dedim.
Ertesi gün odama uzun boylu iki hanım geldi.
Bir tanesi sizinle yıllar önce de karşılaşmıştık, hatırladınız mı, ben Hasan Kundakçı Paşa’nın yakınıyım dedi.
Hatırlayamadığımı söyleyerek “Buyurun sizi dinliyorum” dedim.
Başladılar anlatmaya...
Meğer bu iki hanım Adnan Oktar grubuna mensupmuşlar ve camialarını tanıtmaya gelmişler.
Doğrusu ilgimi çekti çünkü Adnan Oktar’ı hiç görmemiş ve konuşmamıştım ama hakkında pek çok efsane dinlemiştim.
Sorular sordum, cevaplar aldım!
Masonlar ve Siyonistlerle ilgili söyledikleri dikkatimi çekti...
Dahası, evrim teorisi bağlamındaki faaliyetleri ile Türk-İslâm fikrine olan sıcak yaklaşımları da ilgimi çekti ve onlardan bu çalışmaların neler olduğunu istedim.
Yarın fakslarız dediler ve bir süre sonra ayrıldılar. 

Sorular ve belgeler!
Gerçekten ertesi gün geniş bir bilgi notu gönderdiler.
Bir kaç gün geçti, telefonla beni İstanbul
Çırağan Otel’de Adnan Oktar’ın da katılacağı bir etkinliğe davet ettiler.
Gitmedim.
Çok sürmedi kısa bir süre sonra yine bir
telefon:
“Sabahattin Bey, Çırağan Sarayı’nda iftarımız var, Adnan Beyler de gelecekler, sizi misafirimiz olarak ağırlamak istiyoruz”.
Teşekkür ettim yine gitmedim.
O arada bana yapılan ziyaretten abartısız bir ay sonrasında yani 29/9/2010 tarihinde Adnan Hoca’ya mensup iki ismin bana yaptığı ziyareti ve anlattıklarını ilgi çeker diye köşemde yazdım.
Yazmaz olaydım!
Acayip bir taarruza uğradım! 

İki isme dikkat!
Bana Adnan Hoca’nın gizli adamı diyenlerden, sen de mi devşirildin diyenlere kadar pek çok hücum yapıldı!
Böyle şeylere, yani okur tepkilerine alışkın olduğum için umursamadım ama önceki gün aldığım bir faksa bayağı şaşırdım..
Faksı gönderen Silivri Hapishanesi mukimi, yani bazılarının ifadesi ile “Ergenekoncu” Serdar Öztürk’tü!
Daha doğrusu Avukat Demet Reçber, Serdar Öztürk’ün adına göndermişti!
Uzun faksın ilişiğinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilen dilekçelere kadar pek çok belge vardı.
Serdar Öztürk şahsıma atfen gönderttiği faksta Adnan Hoca ile ilgili yazıma değindikten sonra, iki ismi telaffuz ediyor ki işte o benim dudağımı uçuklattı!
Bunlar Aylin Atmaca ile Ayşegül Huma Babuna idi. 

CIA ile ilişkili
Serdar Öztürk’e göre bu iki hanım CIA ve Emniyet İstihbaratla çok yakın ilişkiler içindeydi ve en önemlisi Babuna ile Atmaca kendi bürosu dahil kendisi gibi hedef seçilen Avukat M. Hüseyin Buzoğlu, Avukat M. Hüseyin Göktaş ve Avukat Vural Ergül’ün bürolarını da keşif amaçlı olarak, bir bahane uydurarak ziyaret etmişler ve akabinde bu bürolarda yapılan aramalarda malum CD’lerle sözde Ergenekon belgeleri bulunmuştu
Dahası bu iki ismin verdiği telefon numaraları da kendilerine ait değil, başka başka isimlere kayıtlıymış ve de bu isimler yine çok sık yurt dışına çıkıyorlarmış!
Gönderilen faksı okur okumaz emin olmak için Korgeneral Hasan Kundakçı ismiyle bana gelen iki hanımın isimlerini sekreterim Bilun’a bir kez daha teyid ettirdim.
Evet gelenlerin adı Aylin Atmaca ile Ayşegül Huma Babuna idi! 
Tezgah uyarısı!
Hayır, 29/9/2009 tarihli yazımda Adnan Oktar grubuna mensup Huma Babuna ile Aylin Atmaca geldi diye değil, sadece iki genç geldi diye yazmıştım dolayısı ile Serdar Öztürk’ün o iki ismi yazımda görmüş, okumuş da faksı ona binaen yazıp göndermiş olması mümkün değil. Görüldüğü gibi ortada tam bir çakışma var!
Serdar Öztürk’ün aktardıklarından çıkarılacak olan, benim bir operasyonun eşiğinde olmam yani mekanlarımın gözetime alındığıdır.

Peki böyle bir şeyin olabilirliği yüksek ihtimal midir?
Ondan ismim gibi eminim, zira güvenlik bürokrasisinde bulunan önemli bir tanıdığım “Telefon dinlemeleri ve yaşam seyrinden senin için kanun ve ahlak dışı bir şey bulamadılar, dolayısı ile dikkat et tezgah kurabilirler, mesela ev ya da bürona bir şey koyabilirler” diye beni birkaç kez uyarmıştı!
Sadece bu uyarı değil, aslında daha önce beni itibarsızlaştırma adına bu yönde iki ayrı operasyon da yapıldı. 

Birinci operasyon!
Birinci operasyon, yazdığım “AKP’den Kamhi Ailesine peşkeş mi?” başlıklı yazımdan sonra “Para ile yazı yazdı” diye yandaş medya tarafından hedefe oturtulmamdı... İstanbul Tuzla’da deniz doldurulup 38 dönüm arsa yaratılıyor ve üstüne Kamhi Ailesi tarafından tersane konduruluyor ve bunu deşifre eden ben, yandaş medya tarafından rezilce hedef alınıyorum... Yolsuzluğu yazmamın bedeline bakar mısınız?.. Tabii bu süreçte Emniyet’in içindeki malum grup, zerre bir delil yok iken beni telefonla çağırarak güya dosyanın tamamlanması adına dosyaya monte etmek istedi ve yandaş medyanın kucağına attı. Bu operasyonda amaçları beni itibarsızlaştırıp gazetede aleyhte yazmamı engellemekti ama başaramadılar. 

İtibarsızlaştırma!
İkinci operasyon, maaş anlaşmazlığı sebebi ile işten çıkardığım bir muhabirin, işten çıkarıldıktan 4 ay sonra yandaş medyanın iş vaatlerine kanarak tamamen afaki yani zerre bir delil ve tanık olmaksızın beni lafla tehdit etti diye şahsımdan şikayette bulunmasıydı ki savcılık bu olayı dava konusu bile yapmadı. Yandaş medyanın bir bölümünün bu olayı yansıtma amacı da yine itibarsızlaştırma operasyonuydu. O tezgahın içine girenlerin tamamına davalar açtım, hepsiyle yargı önünde hesaplaşıyorum!.
Bunları yaşayan ve Ergenekon bağlamında yaşananları duyan biri olarak Serdar Öztürk’ün gönderdiği faksı önemsedim ve odama bir şey konup konmadığının incelenmesi için sekreterim ile büro temizlik görevlisini teyakkuza geçirdim. Ancak eğer böyle bir şeye karar verirlerse yani kalemim gerçekten kırıldıysa, büronun kapısına silahlı muhafız koysam bunu yine yaparlar, zira birkaç plaka esrarı, herhangi bir CD’yi ya da evrakı büroma olmasa bile evime iliştirebilirler!. 

Cadı avı değil mi?
Hayır bütün bunları ürktüğüm ve korktuğum için yazıyor değilim, öyle olsa iktidarın ve dinci grupların aleyhinde yazmam.

Ben 12 Eylül öncesinde ölümü bir kaç kez iliklerine kadar hissetmiş biriyim. Dolayısı ile bu tür şeyleri zerre takmam da, bilinmelidir ki Türkiye’nin hali pür melali aynen budur!
Eğer AKP ve dinci grupların karşısında iseniz, suçunuz olmaksızın hapse girmeniz veya yine herhangi bir şey olmaksızın sapık ya da esrarkeş ilan edilmeniz an meselesidir!
Söyler misiniz Ortaçağ’daki cadı avından ne farkı var bunun?

Tam bu noktada kanıtlanmamış iddia asla geçerli olamaz evrensel ilkesinden hareketle, Ayşegül Huma Babuna ve Aylin Atmaca ile ilgili iddiaların tamamen Serdar Öztürk’e ait olduğunu ve kanıt gerektirdiğini ısrarla belirtmek istiyorum. Emin olmadan o insanları hedefe oturtmanın iki cihanda da sorumluluğu vardır ki ben o işin altına girmem! Dolayısı ile bu yazı asla Huma ve Aylin Hanımların infaz yazısı olarak görülmemelidir, zira insanlar suçu ispatlanana kadar masumdurlar!
Babuna ve Atmaca, Serdar Öztürk’ün ileri sürdüğü iddialara cevap gönderirlerse sütunum kendilerine açıktır.” 

Odatv.com

Adnan Oktar ve organize suç çetesi, ORGAN ticareti de mi yaptılar?

Adnan Oktar ve organize suç çetesi, ORGAN ticareti de mi yaptılar?
Adnan Oktar ve organize suç çetesi, ORGAN ticareti de mi yaptılar?

O hayatını yaşıyor hastalar ölüyor

İlik bankalarının yetersiz oluşu, lösemi hastalarını ölüme sürüklüyor. Olay, Oktar Babuna skandalına dayanıyor.
6 yıl önce Babuna için toplanan 160 bin ilik örneğinden 120 bini kayıp. Peki ne olacak? 


***

Babuna hayatta kaldı ama hastalar tek tek ölüyor 

Dr. Oktar Babuna için başlayan kampanya pek çok soru işaretiyle gölgelendi. Bu yüzden ilik bankası hala işlemiyor ve pek çok hasta ölüyor.

Altı yıl önce küçük bir gazete ilanı Türkiye'yi ayağa kaldırmaya yetti. İlana bakılırsa Dr. Oktar Babuna kan kanseriydi, sayılı günü kalmıştı. Uygun bir ilik bulunması gerekiyordu ve 10 milyar lira ödül verilecekti. Haber gazetelerde yayınlanınca onbinlerce kişi kan vermek için sıraya girdi. Genelkurmay Başkanlığı'ndan üniversitelere kadar hemen herkes genç doktorun hayatını kurtarmak için seferber oldu. Toplanan kanlar Türkiye'deki kapasite yetmediği için dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlara gönderildi. Kampanya bütün hızıyla sürerken itirazlar yükselmeye başladı. Uzmanlar bu işin "ödül karşılığı" yapılmasının ahlaka uygun olmadığını söylüyordu. Bir kemik iliği bankasının böyle alelacele kurulması doğru değildi. Bazı uzmanlar da Richter türü kanserde ilik nakli değil, yoğun kemoterapi yapılması gerektiğini söylüyordu. Ancak bu itirazlar cılız bir ses bile olamadı. Dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş kampanyayla ilgili şüphelerini yüksek sesle dile getirdi. Durmuş öncelikle dünya üzerinde "ücretsiz" doku analizi yapan laboratuarlar varken, milyon dolarlık laboratuvar faturalarına itiraz ediyordu. Ayrıca kanların "stratejik" olarak başka işlerde kullanılabileceğini söylüyordu. Ve en son bomba da Dr. Oktar Babuna'nın "Adnan Hocacılar" olarak adlandırılan gruptan bir isim olmasıydı. Bu grup gizli çekimlerle şantajdan, "montaj" fotoğrflarla karalamaya kadar bir dizi suçlamaya karışmıştı ve "organize suç çetesi" olarak yargılanıyordu. Oktar Babuna Adnan Hoca'nın müridi olduğunu gizliyor, soruları "Herkes yardım ediyor" diye geçiştirmeyi tercih ediyordu. Oysa kampanyanın merkezinde "Adnan Hocacılar" vardı, işin mali yanının bir bölümü ise İstanbul Tıp Fakültesi Vakfı tarafından üstlenilmiş, vakıf yöneticileri sonradan bu ilişkiden de pişman olmuştu. Bu iddialar ve "Bağışlar Adnan Hoca'ya" gidiyor endişesi kampanyanın hız kesmesine yol açtı. Temmuz ayına gelindiğinde kampanyalar Sağlık Bakanlığı tarafından durduruldu. Toplanan "Etik Kurul" da Babuna'nın hastalığı için "kemik iliği nakline gerek olmadığı" kararına vardı.

KANLAR REHİN KALDI 

Sabetayis(Gizli Yahudi) bir ailenin ferdi olan Oktar Babuna
Sabetayis(Gizli Yahudi) bir ailenin ferdi olan Oktar Babuna

Kan vermek için sıraya giren kalabalık ve heyecan dinince fatura da ortaya çıktı. Kampanya boyunca 160 bin kişiden kan alınmıştı. Bunlardan 40 bini Türkiye'de, Mahmut Çarin'in yönetimindeki ilik bankasını oluşturdu. Geriye kalan 120 bin örnek ise yurtdışındaki laboratuvarlarda "rehin" kaldı. Kampanya'da yaklaşık 5 milyon dolar toplanmış, paranın büyük bölümü Çapa'daki ilik bankası için cihaz alımına harcanmıştı. Ancak borçlar dikkat çekiciydi. Sadece ABD'deki bir laboratuar 95 bin örneğin sonuçlarını vermek için 3.4 milyon dolarlık bir fatura çıkardı. Sağlık Bakanlığı faturayı ödemeyi reddetti. Bu kan örneklerinin sonucu bu güne kadar Türkiye'ye getirilemedi.

FATURA AĞIR 


Her yıl 2 bin 500 kişinin lösemiye yakalandığı tahmin edilen Türkiye'de bir "kemik iliği" bankası pek çok hayat kurtarabilirdi. Aslında mevcut üç ayrı kemik iliği bankası vardı. Ancak ellerindeki doku örnekleri yetersizdi. İstanbul Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı'nda Mahmut Çarin'in yönetimindeki "İlik Bankası"nda değişen açıklamalara göre 40 bin ile 60 bin arasında örneğe ulaşıldı. Fakat Adnan Hocacı'ların yürüttüğü kampanyanın faturası zamana yayılıyordu ve ağırdı. Öncelikle lösemi hastaları ve yakınları "ilik naklinin" hayat kurtardığına inanmış, diğer tedavileri reddetmeye başlamıştı. Bunun dışında organ bağışı ve doku örneği konusunda bir tıkanma ortaya çıktı. Hızla ve alelacele yürütülen kampanyanın yarattığı şaibeler yüzünden "İlik Bankası" kurumlaşamadı. Sadece son birkaç yılda ilik nakli için sırada bekleyen bin 300 civarındaki hastadan 400'ü öldü! İlik Bankası'nın kurumlaşamamasında "Babuna Kampanyası"na büyük destek veren resmi ve sivil kuruluşların yaşadığı hayal kırıklığının rolü tartışılmazdı. Kampanyadan sonra bazı gazete haberlerinde "Tüyler ürperten iddilar" da ortaya çıktı. "Babuna Kampanyası"na katılan emekli öğretmen Güler Ergin daha sonra telefonla arandığını ve "İlik için dokularınız uymadı ama böbrek verebilirsiniz" diye "baba" Cevat Babuna tarafından arandığını söylüyordu. Benzer biçimde kampanyaya katılan Mahir Yavaş da "Amerika'ya götürülme" teklifi aldığını, ancak uyarılar üzerine vazgeçtiğini gazetecilere anlatıyordu. Kampanyaya katılan iki ayrı kişinin "araması" güvenlik için soru işaretlerini de ortaya çıkardı.

BANA GURUR VERİR! 
Oktar Babuna ise olup bitenlerden pek de rahatsızlık duymuyor. Geçmişte "onlar da yardım etti" diye geçiştirdiği soruyu bugün "Adnan Hoca'nın arkadaşı olmak bana gurur verir" diyecek kadar rahat biçimde cevaplıyor. Kampanyanın yol açtığı hayal kırıklığını ise kabullenmiyor. Babuna Kampanyası'ndan altı yıl sonra manzara özetle şu; Oktar Babuna hayatını sürdürüyor, hastalar ise ölüyor.... kırıklığına dönüştü. Yaratılan güvensizlik organ nakli ve "İlik Bankası'na darbe indirdi.
 


http://arsiv.sabah.com.tr/2005/04/27/cp/gnc109-20050417-102.html 


****

Adnan Hoca'nın ahlakını örnek aldım 

* Çok sınırlı bir süreniz olduğu söyleniyordu. Ancak aradan altı yıl geçti? 


Amerika'daki MD Anderson Kanser Hastanesi'nde en öldürücü kanser olan Richter's Sendromu tanısı kondu. Bu hastalar en fazla 6 ay yaşıyorlar. "Bu süreyi aşmışsın 1-2 aylık ömrün kalmış olabilir. Sana deneysel bir tedavi verelim ve eğer kaldırabilirsen kemik iliği naklini deneriz" demişlerdi. Geçirdiğim 2 kemik iliği nakli, 12 kemoterapi tedavisi ve aldığım 100 bin haptan sonra bugün yaşayan tek hasta olduğumu söylüyorlar.

* Hastalığınızın ilik nakli gerektirmediği belirlenmişti... 



İki kemik iliği naklinden sonra bugün dünyada bu hastalıkla yaşayan tek hasta olduğumu tedavi olduğum hastanedeki dünyanın en ünlü uzmanları söylüyorlar.

* Uyumlu dokunun daha önce bulunduğu ancak kamuoyundan gizlendiğini ileri sürülmüştü.. 




Uygun ilik dünya bankasından bulunmuştu. Bunu bana bildiren de kampanyanın durdurulduğu gün olan 17 Haziran 1999 tarihli bir fakstı. Bu kadar ölümcül bir hastalıkla mücadele ederken hem uygun ilik bulunup hem de bunu nasıl 2.5 ay saklayabilirdim? Siz de takdir edersiniz ki bu hem akla hem mantığa aykırı bir iddia. Kampanyada bana uygun hiç bir verici çıkmadı.

* Hastalık "ölümcül" dediniz. Bu konuda kandırıldıklarını düşünenleri haksız mı buluyorsunuz?

 Sağlık durumumun kötüye gitmemesinin ve şifa bulmamın kimsede olumsuz bir düşünce uyandırdığını düşünmüyorum. Kim bir hasta için 'acaba neden ölmedi' veya 'acaba neden kötüleşmedi' diye düşünebilir. İnsanlarımızı tenzih ederim böyle bir düşünce çok zalimce olur. Böyle bir şey güvensizlik değil aksine vicdanı olan herkes için olsa olsa bir mutluluk sebebidir.

* Siz kendinizi Adnan Hocacılar'dan biri olarak mı değerlendiriyorsunuz?



 Adnan Oktar Beyefendi Harun Yahya müstear ismiyle 250'nin üzerinde kitap yazmış, dünya çapında bir alim ve yazar. Adnan Bey'in ahlakını kendime örnek alıyorum. Eğer beni söylediğiniz gibi Adnan Bey arkadaşı olarak kabul ederse bu benim için çok büyük bir şeref olur.

* "Babuna Kampanyası" ile doku bankası konusunda etkileri bu gün de görelen bir güvensizlik yaşandı? 

Bu dünya tarihinin en büyük sivil hareketi olarak tarihe geçti. 30 senede yapılamayanları 3 ayda gerçekleştirdik. Ulaştığımız 160 bin doku örneğine İngiltere 30 senede ulaşmış. Türkiye zaman kaybetmek bir yana 30 sene ileriye gitti. Eğer önü kesilmeseydi milyonlarca veriyle dünyanın en büyük kemik iliği bankası bizde olacaktı.

* Güler Ergin isimli bir emekli öğretmen kampanyada kan verdiğini, bir süre sonra babanız Cevat Babuna'nın kendisini aradığını ve böbreğini vermeyi teklif ettiğini ileri sürdü? 



Kemik İliği Bankası verilerine İstanbul Tıp Fakültesi'nde dönemin Tıbbı Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Mahmut Çarin'den başkasının ulaşması mümkün değildir. Dolayısıyla bu haber bana ve aileme o dönem bir kısım medyada nasıl iftiralar atıldığının çok güzel bir kanıtıdır. 


http://arsiv.sabah.com.tr/2005/04/27/cp/gnc111-20050417-102.html 

***

Sağlık Eski Bakanı Osman Durmuş
Sağlık Eski Bakanı Osman Durmuş
Pazarlık yapmaya kalktılar 

Hastadan bilgisi dışında genetik amaçlı kan alamazsınız. Bu suçtur. Yapılacak her işlemin bilgi olarak sunulması lazım. Hasta hakları bakımından bu zorunludur. Yapılan işlem o gün için yanlıştı. Kemik iliği temin amaçlı değildi. Zaten böyle bir dertleri yoktu. Babuna, bir devlet yöneticisi gibi uluslararası temaslarını sürdürüyor. Adnan Hoca'yı savunuyor. Bu dokuların kimlik bilgileri kimlerin elinde bilmiyoruz. Bu verilerle her türlü HDA tiplemeniz yapılabilir. Bu şu anlama gelir. Sizin böbreğinizin bir alıcıya uygun olup olmadığını anlayabilirler. Bu bilgiyi falanca hastayı arayıp sorumlu olmayan bir kişi arayıp söyleyebiliyorsa burada sorun vardır. Bu gün geri kalmış ülkelerde organ ticareti yapılıyor. Bunun Türk halkı üzerinde yapılmayacağının garantisi nedir? Kan örneklerini inceleme parası istemeye kalktılar. Kamu'da ihale vardır, sipariş vardır. Devletin böyle bir siparişi yok. Babuna gönüllüleri diye bir grup çıktı, kumbaralarla para topladı. Bakanlığa gelip 3 milyon dolar para öde diyorlar. Laboratuvarlar 600 bin dolara kadar indiler. Kayıtları var. Devletimizde böyle bir uygulama yok, alınan paranın yüzde 20'si size verilir dedik. Bu defa yüzde 35 dediler. Biz pazarlık yapmayı reddettik. 


http://arsiv.sabah.com.tr/2005/04/27/cp/gnc110-20050417-102.html 

"Adnan Oktar beni elledi."


Dini duygularını sui istimal ederek kandırdıkları genç kızları bataklığa sürüklüyorlar


"Adnan Oktar beni elledi." Dini duygularını sui istimal ederek kandırdıkları genç kızları bataklığa sürüklüyorlar

Kızları kurtardı 

Mahkemedeki ifadelerinden çark eden ve örgüt içinde ‘‘motor’’ diye adlandırılan kızları Adnan Oktar'ı kurtardı. Oktar'la birlikte sağ kolu diye adlandırılan Fırat Develioğlu da bırakılınca, davada tutuklu sanık kalmadı.


ŞANTAJ çetesi kurduğu iddiasıyla 255 gündür tutuklu yargılanan Bilim Araştırma Vakfı Fahri Başkanı Adnan Oktar'ı, örgüt içinde ‘Motor’ olarak adlandırılan kızları kurtardı. Poliste ve savcılıkta, ‘‘Bizleri seks kölesi gibi kullandılar’’ diyen, Adnan Oktar'la birlikte uygunsuz biçimde yakalanan Tuğçe Doras ve Seçkin Piriler,mahkemede ifadelerinden çark ettiler. Kızlar son ifadelerinde‘‘Polis bize baskı yaptı, bu insanlardan hiç zarar görmedik’’deyince, Adnan Oktar ve sağ kolu Fırat Develioğlu tahliye edildi. Oktar ve Develioğlu'nun tahliyesi ile birlikte, 36 sanıklı davada tutuklu kimse kalmadı. İstanbul 1 Nolu DGM'de görülen davaya tutuklu sanıklar Adnan Oktar, Fırat Develioğlu, tutuksuz sanıklar Mehmet Atmaca, Emre Çalıkoğlu, Adnan Tınarlıoğlu, Cihat Gündoğdu, Alev Ulaşoğlu katıldı. Müştekiler, gazeteci-yazar Fatih Altaylı, Tuğçe Doras, Seçkin Piriler, İlhan Ulaş, Makbire Manioğlu, Güzide Aydoğmuş, Selma Kıral veHüseyin Can Akıncıoğlu da duruşmada hazır bulundu. 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Organize Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası'nın Türkiye'de nasıl uygulandığını görmek amacıyla İngiliz, Fransız ve İtalyan avukatlar da duruşmayı izledi.



VİCDANEN ŞİKAYETÇİYİM

Müşteki Güzide Aydoğmuş ise hakimin, ‘‘Şikayetçi misiniz?’’sorusu üzerine, ‘‘Evet, evet, evet’’ diyerek söze başladı. Kızını 15 yaşından 25 yaşına kadar göremediğini belirten Aydoğmuş, şu ifadeyi verdi: ‘‘Müslümanlığı 3-5 kişiden öğrenecek değilim. Her zaman siyah giyinen, 2 lisan bilen bu insanların bugün hoş görünmek için beyaz giyinip ne benim ne de kızımın etrafında dolaşmasını istemiyorum. Vicdanen şikayetçiyim ama rahat etsinler hukuken şikayetçi değilim.’’ Hakimin, ‘‘Hiç tehdit aldınız mı?’’ sorusunu gülümseyerek alaylı bir ses tonuyla cevaplayan Güzide Aydoğmuş, ‘‘Bunlar çok kibar, çok nazik, çok tatlı çocuklar. Öyle ki; şikayetimi bu şekilde değil, farklı şekilde geri almam için öyle telefonlar aldım ki... Tehdit almadım, kibar yaklaştılar, şikayetçi olmamamı istediler’’dedi.

Ne demişlerdi

Hoca beni elledi...


Adnan Oktar'ı ifade değiştirerek kurtaran Tuğçe Doras, polisteki ifadesinde şöyle demişti: ‘‘Bahadır bana anal seks yapmak istediğini söyledi. Nedenini sorunca, evlilik bağımız olmadığı için normal seks yapmamızın günah olduğunu, anal seksin ise helal olduğunu söyledi. Bunu istemedim ama oral seksi kabul ettim. Ebru Akyüzalp ve Ersin Alacadağ'ın şahitlik edeceği şekilde oral seks yaptık. Oral seks esnasında, erkeğin spermlerini yutan kadının saçlarının parlaklık kazanacağı, cildinin daha güzel olacağı söyleniyordu. Ancak ben spermleri tükürdüm. Bir gün Bahadır, beni Adnan Hoca'nın kaldığı eve götürdü. Tanıştırmadan önce bana, ‘Abinin cinsel konulardaki tecrübeleri çok geniştir. Sana yardımcı olur' dedi. Bahadır beni son olarak Adnan Oktar'ın evine götürdü ve mutfak kısmında, iç çamaşırıma bakarak, ‘Çok güzel. Kırmızı iç çamaşır giymişsin' dedi. Adnan Hoca ile yalnız kalmıştık. ‘Beni dışardakilerle bir görme. Abi, kardeş, baba gibi gör' diyerek soyunmamı istedi. Çok etkilendim, giysilerimi çıkararak, kırmızı renkli iç çamaşırımla kaldım. ‘Ben doktor gibiyim, çekinme, komple soyun' dedi. Anadan üryan soyundum, bazı yerlerimi elleyerek, bana iltifat etti.’’


Oral seks yaptırdılar

Seçkin Piriler ise şöyle konuşmuştu: ‘‘Bora beni Adnan Hoca'nın yanına götürdü. Bu sefer, göğüslerim görünecek şekilde bluzumu çıkardım. Bora bana sürekli, anal ve oral seksin, evli olmayanlar için helal olduğunu, normal seksin haram olduğunu söylüyordu. Yapılan baskılar sonucu, Kandilli'deki evde, kuzeni Ebru Akyüzalp'in şahitliğinde, Bora ile oral seks yaptım. İki kez oral seksten sonra ayrıldığım Bora'nın arkadaşı Gökalp Barlan ile tanıştım. O da benzer isteklerde bulununca, gruptan ayrıldım.’’



Şikayetçiyim

Müşteki Fatih Altaylı, 1994 yılında bir radyo programında Adnan Hocacılarla ilgili bir gazete haberi okuduktan sonra, Galatasaray Lisesi'nden tanıdığı Fırat Develioğlu'nun kendisini arayarak, ‘Bizimle uğraşma. Sen bizim kim olduğumuzu biliyorsun. Adnan abinin etrafında toplandık. Bizim yanlış bir işimiz yok’ dediğini söyledi. Altaylı şöyle devam etti: ‘‘Ben de kendilerine bu tehdit uslubunu sevmediğimi söyledim. Kendileriyle uğraşacağımı da belirttim. Bundan sonra grup, benim hakkımda yayınlar yapmaya başladı. Benim homoseksüel olduğumu, eşimi pazarladığımı bile iddia ettiler. O tarihte Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyan eşimi, bu gruptan olduğunu bildiğim kişiler, tehdit ve hakaretlerle taciz ettiler. Eşim, psikolojik olarak bunlardan çok etkilendi. Parasal bir menfaat istekleri olmadı. Zaten onlara verecek paramız yok. Birebir tehditle karşı karşıya kalmadık. Sanıklardan şikayetçiyim.’’



255 gün yattı



255 gün sonra serbest kalan Adnan Oktar, mahkemenin ara karar için duruşmaya ara vermesi üzerine heyecanlandı. Yaklaşık 10 dakika süren aradan sonra mahkeme kararını açıklarken tahliye edildiğini öğrenen Oktar kulaklarına inanamadı. Şaşkınlıkla gözlerini iri iri açan Oktar, cezaevine götürülürken iyice rahatlamıştı.


Çantası 3 milyar


Poliste verdikleri ifadelerle Adnan Oktar'ın tutuklanmasına neden olanlardan, Hoca'nın müridleri Tuğçe Doras ve Seçkin Piriler, mahkemede polisi suçlayıp şikayetlerini geri aldılar. Oktar'ın kurtulmasını sağlayan iki manken-foto model şıklıkları ve güzellikleriyle dikkat çekerken Seçkin Piriler'in yaklaşık 5 bin dolarlık (3 milyar 215 milyon TL.) ünlü Prada Milano marka deri çanta taşıdığı görüldü.



http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/08/05/229237.asp

Konu başlıkları

15 temmuz 16 nisan 33. derece masonlar A9 TV abd abdullah öcalan abdülkadir selvi acun ılıcalı adamlık dini adil serdar saçan adnan hoca adnan hoca gerçekleri gizlemeye çalışıyor adnan hoca'nın kızları adnan hoca'nın seks tuzakları adnan menderes adnan oktar Adnan Oktar (Harun Yahya) adnan oktar apo kadar tehlikelidir adnan oktar cinayet adnan oktar çetesi adnan oktar davaları adnan oktar hain mi adnan oktar israil'e mi çalışıyor? adnan oktar kedi adnan oktar kimdir Adnan Oktar Kimdir adnan oktar kime çalışıyor adnan oktar mason mu adnan oktar mehdi mi adnan oktar paranoyak mı adnan oktar ruh hastası mı? adnan oktar siteleri neden kapattırıyor adnan oktar şantaj adnan oktar tv adnan oktar ve çetesine polis baskını adnan oktar ve çıplak namaz adnan oktar ve mossad adnan oktar ve nazım kıbrisi adnan oktar ve organ kaçakçılığı adnan oktar ve sabetayistler adnan oktar videoları Adnan oktar yahudi mi adnan oktar'a dava açmak adnan oktar'ın 46 raporu adnan oktar'ın aldığı cezalar adnan oktar'ın davaları adnan oktar'ın kızları adnan oktar'ın mahkemeleri adnan oktar'ın motorları adnan oktar'ın sapık fetvaları adnan oktar'ın zenginliğinin kaynağı adnan oktarın etrafı gizli yahudiler mi adnanoktar adnanoktar mehdi mi ahit'in çocukları ahmet gündel ahmet hulusi ahmet takan ahmet yavuz ahu paşakay ahu tuğba ak parti akademi akademi dergisi akıl hastası akit akp'nin gerçek yüzü aladağ yangını alev babuna ali erbaş ali tulum altuğ müştak berker altuğ revnak eti anadolu ajansı anal seks anayasa mahkemesi ankebut ağı ankebut operasyonu arizona armagedon askerlik aslı süme efeoglu aşı atatürk eşcinsel miydi atatürk gay miydi av serdar öztürk av. fatih mehmet doğan av. gülcan karakaş avrupa insan hakları mahkemesi avukat ceyhun gökdoğan avukat serdar öztürk ayça pars aydan saraçoğlu ayetullah humeyni aylin atmaca aylin kocaman ayşe arman dormen ayşe hüma babuna ayşe pınar akkaş ayşegül esra atik ayşegül hüma babuna ayşin altuniç güven aytunç erkin azerbaycan b'nai b'rith bacılar başkanlık bav beyaz tv bilderberg bilim araştırma vakfı binboğa sıddık yarman bora can yıldız bosna hersek bozulmuş tevrat BST yapı bülent arınç bülent ersoy büyük israil büyük israil projesi bylock caner taslaman canlı cansu canan özgen cem küçük cem sedat altan cevat babuna ceylan özgül ceza chp cia cia ajanı fethullah gülen cinsel istismar cinsel sapıklık cnn türk cumhurbaşkanı cübbeli ahmet hoca cüneyt özyaşar çağla saraç darbe tiyatrosu darwinizm deli raporu deprem derin devlet devlet bahçeli didem ürer dilek güngör dinler arası diyalog diyanet işleri başkanı doç dr. sefa saygılı donald trump ebru şimşek ebru yılmazatilla umur ece koç edip yüksel ehl-i sünnet ekşi sözlük emine mine kalça emre dorman emre yaşar ertüzün ensest aile içi sapıklık ensest ilişkiler ve adnan oktar ergenekon ergenekon davası erol simavi erol şimşek esat tyontuç eserleri esra saraçoğlu esrar evanjelistler evet fahrettin aslan faruk çelik fatih erbakan fatih tezcan fatma ceyda ertüzün fazilet partisi fehmi çalmuk ferhunde eda babuna fethullah gülen fetö fırat develioğlu fikret seçen franco frattini gerçek yüzü gizlenen gerçekler gizli dünya devleti gizli ermeniler gizli yahudiler global yayıncılık goyim gökalp barlan gülgün feyman gülgün göktan gülşah güçyetmez Gürkan Hacır güzin erkan onat haber türk habertürk hadi salihoğlu hahamlar haiti depremi halil hilmi müftüoğlu harun yahya harun yahya belgeselleri harun yahya kimdir harun yahya kitapları harun yahya videoları hayır hırsızlık hipnoz humeyni hür ve kabul edilmiş masonlar hürriyet hüsamettin özkan hüseyin avni mutlu ılgaz zorlu ibrahim seral köprülü ibrahim tuncer ibranice içimizdeki israil iftira ilik nakli inşaallah intihal / aşırma eserler intihar inuray tınar İslam'a zarar veriyorlar islamcılık israil israil ajanı italya izle Kabala kainatın ulu mimarı kan kampanyası kara mizah kara para kardeşler kartal iş kedicikler kenan oktar kerem hasanoğlu kıyamet alemetleri kızıl elma kızıl imamcılar kimdir kitapları koç üniversitesi korkutma korona köşe yazıları kripto Yahudiler kripyo yahudiler kurtlar vadisi pusu kürt yahudileri levent göktaş lions klübü lions klüpleri loca madde hayal mi maddenin ardındanki sır martin luther king mason listesi masonalr masonlar masonluk maşaallah materyalizm mavimarmara mehdi mehdi adnan oktar mehmet baransu mehmet coşkun pamir mehmet ender daban Mehmet Fahri Sertkaya mehmet noyan orcan mehmet şevket eygi melhame-i kübra melisa aslı pamuk meltem daban meral kalça mert sucu merve büyükbayrak mesut yar mevdudi mhp mikro kameralı seks tuzağı milli gazete milli görüş milliyet mine kırıkkanat miras mossad muazzez abacı muazzez ersoy muharref bozulmuş tevrat muharref tevrat muharrem ballı murat ünal mustafa keser muta nikahı necmettin erbakan nedim keçeli negehan alçı nevin özkan nil kalkavan nurculuk nuri özbudak nurşah aksoy nüfuz elde etmek oben karatepe oda tv oğuzhan asiltürk okan kaan bayülgen Oktar babana oktar babuna onur akay operasyon oral seks organ bağışı organ kaçakçılığı organ mafyası organ nakli osman durmuş osman sınav oy öldürüldü mü örgüt lideri pakraduniler pelin batu pınar tezcan pınar turan PKK polat türkmen pornocu kesetçi adnan oktar posta ptt pul müzesi rasim ozan kütahyalı recai kutan recep tayyip erdoğan referandum reza zarrab rotary klüpleri rtük rus ihtilali saadet partisi sabetay sevi sabetaycılar sabetayist listesi sabetayistler sabetayistlerin şifreleri sabetayistlik sabetayizm sadettin tantan sağlık bakanı said-i nursi sanhedrin hahamları sansür satanizm savaş kalafat savcı sebahattin önkibar seçim sefa saygılı selahattin demirtaş serdar dayanık seyret seyyid mi show tv siyasal islam siyonist israil siyonistler siyonizm slider sosyal ağlar sözcü suç suikast suprem konsey suriye sorunu süleyman demirel süleyman soylu süleymancılar cemaati süprem konsey şener şen şeyh abdülkerim şiilik şikayet şizofren taciz ve tecavüz tahsin akkaş talat halman tarkan yavaş tbmm tevrat teyfur erdoğdu TGRT tımarhane trt tuğçe eyilik tuncay opçin tuncay tokay tunçay tokay turgay ciner tülay kumaşcı tv8 ukrayna uyuşturucu ünlü sabetaycılar üsteğmen serdar öztürk Vahdet-i Vücud video video izle videolar yahudi organ kaçakçılığı yahudiler yahudilik yakup balaman yalancı mı yalçın küçük yargıtay kararı yazarlar yeliz sucu yeni şafak yeniçağ yıldırma yılmaz kuruca yolsuzluk york testi youtube yusuf erkan özoğuz yüksek islam ahlakı zeynep şener zihin kontrolü zihin/Beyin Kontrolü - Telegram zina zor ve tehdit